Demiştim Ben
Yazan: Ömer Faruk Bağış 2025 İstanbul Fotoğraf: Cemal Çimen 2015 Erzurum
Artist
Ömer Faruk Bağış
Genre
Story
Year
2025

“DEMİŞTİM BEN”
Havanın soğukluğu ellerini çatlatmaya başlamıştı bile, üstelik daha yolun yarısına gelmemişlerdi. Selim ve Mehmet, sonunu göremedikleri yerlere gitmeye karar vermişti bu sene. Yeni yollar, sesler ve insanlar tanımak için ancak böyle bir amaç bulabilmişlerdi. Tepesine çıkmaya çalıştıkları bu görkemli dağın ismini bile bilmiyorlardı. Yolun bir kısmına araçla geldiler ve kalan kısmına yürüyerek devam ediyorlardı. Bu dağa gelirken köylüler, hayatlarında görebilecekleri en güzel manzaraya hazır olmalarını söylemişti onlara ama gözlerini her an açık tutmaları için de uyarmışlardı.
Bu dağa çıkan patika yollarda, yılın tam bu zamanlarında ortaya çıkıp sonra bir daha hiç görülmeyen kapılar olurmuş. Çobanların anlattığı bir hikâyeymiş bu fakat herkes bu dağa karşı biraz temkinli yaklaşır, mecbur kalmadıkça gitmezmiş. Hatta öylesine temkinli yaklaşır olmuşlar ki dağın bir ismi bile olmamış. Köy kahvesinde bu hikâyeyi dinlerken genç bir çoban, Selim’e bugün oradan geçmemeleri gerektiğini söylemişti. O kadar donuk bir karaktere sahipti ki, o konuştuğu an gülüp eğlenen ahali sessizliğe bürünmüştü.
Selim ve Mehmet, kendi düşüncelerine dalmış, sessizce etrafı izleyerek yürüyordu. Ama ikisinin de içinde aynı düşünce vardı. Dağın zirvesine yaklaştıkça bu düşünce büyüyordu: Genç çoban neden özellikle bugün geçmeyin demişti? Acaba onu dinlemeleri mi gerekiyordu, yoksa bu sadece köylülerin çocuklarını dağdan uzak tutmak için uydurduğu bir hurafe miydi?
Birkaç saatlik yürüyüşün ardından zirveye vardıklarında, yamaçtaki vadinin derin sessizliğinde nefes nefese kaldılar. Ve işte o an, geceyi yarıp geçen bir patlama sesiyle irkildiler.
Karşı dağın zirvesinde bir şey vardı. Bir kapı.
Ama bu kapı, ahşap ya da taştan değil, ışıktan yapılmış gibiydi. Ve patlayan bir havai fişek gibi açılmıştı gökyüzüne. Gözlerini kısarak baktıklarında, parçalanan ışık huzmeleri gökyüzüne yayılıyor, kaybolup tekrar birleşiyordu. Sanki dağ, kendi içinde bir sır taşıyor ve bu sırrı sadece bu an, bu gece açığa çıkarıyordu.
Selim bir adım geriledi. Mehmet ise büyülenmiş gibiydi. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken, arkasından bir ses duydu.
“Demiştim ben.”
Ses, rüzgârla fısıldayan bir yankı gibi gelmişti. Ama bir şey tuhaftı.
Ses, onların yanından değil, karşı dağın zirvesinden geliyordu.
Ve orada, patlayan ışıkların tam ortasında çoban duruyordu.
Gülümsüyordu.
Ama gözleri… Gökyüzü kadar boştu.
